Çocuğunuzun özellikle derse odaklanabilmesi için ve beyin gelişimine destek olması için bazı besinleri düzenli tüketmesini sağlayabilirsiniz. Özellikle sınavlara hazırlanan çocukların zihnini açan bu besinleri sırayla inceleyelim.
Hamilelik dönemi genelde hormonların etkisi, çevresel faktörler veya kişilik durumunuzdan dolayı stresli bir süreçtir. Bu süreçte anne adayları büyük bir değişimden geçerler. Bir yandan bebeği olacağı için heyecanlı ve mutlu bir bekleyişte olan anne adayı bir yandan da sinirli ve gergin bir durumda olan anne adayına dönüşebilmektedir. Stresin hamilelik dönemi boyunca bebeği de anne kadar olumsuz etkilediği bilinen bir gerçektir. Anne adayı bu dönemde çevresindeki insanlardan büyük destek duymak ister. Özellikle eşlerinden destek görmesi anne adayını rahatlatan bir durumdur. Şimdi bu dönemde görülen durumları ve baş etmenin yollarını ayrıntılı inceleyelim.
Gereksiz Sinirlilik ve Ağlama Hali
Kadınların hayatı erkeklere oranla daha zor dönemlerden geçer. Ama yapılan araştırmalar bu dönemlerin en stresli geçen sürecinin hamilelik olduğunu gösteriyor. Peki, bu stresin belirtileri nelerdir? İşte genel olarak hamileliğin ilk aylarında ortaya çıkan belirtiler:
1) Uyku düzeninin değişmesi
2) İştah değişiklikleri
3) Sebepsiz ağlama
4) Aniden sinirlenme
5) Çabuk kırılmaya başlanması
6) Saldırganlık ve kin duyulması
7) Aşırı halsizlik
8) Kararsızlık, unutkanlık, hafıza zayıflığı
9) Cinsel isteksizlik
10) Hazımsızlık
Hamileliğin ilk son zamanlarında ise genellikle şu belirtiler görülmektedir:
1) Özgüvenin azalması
2) Tükenmişlik hissi
3) Yorgunluk
4) Bel, kas ve sırt ağrıları ve uykusuzluk
5) Doğum ile ilgili endişeler
6) İştah sıkıntıları
Bu belirtilerin en az görüldüğü dönem ise hamileliğin ortalarıdır. Anne adayı bu stresli süreci doğru yürütemezse hamilelik depresyonu ile karşılaşabilmektedir. Bu depresyonun belirtileri ise baş ağrısı, bulantı, nefes darlığı, erken doğum ihtimali, içe kapanma gibi durumlardır. Zaten bu durum anneyi olumsuz etkilediği gibi bebeği de sağlık ve kişilik gelişimi yönünden olumsuz etkilemektedir.
Tüm Bu Belirtilerin Asıl Nedeni
Bu stresin asıl nedeni genel olarak anne adayının ‘‘Yeterli olabilecek miyim?’’ kaygısıdır. Bu kaygının yanında anne adayının yaşam kalitesinin değişmiş olması ve hayatlarına katılacak yeni birine karşı sorumluluk duygusunun artmaya başlaması kaygıyı arttırır.
Anne Adayına Verilen Destek Doğum Sorunlarını Azaltıyor
Yoğun stres yaşayan kadınlar eğer eşlerinden ve sosyal çevrelerinden duygusal ve ekonomik destek alıyorlarsa doğum süreci sorunlar daha az görülüyor. Bu da stresin anne ve bebek için bittiği anlamına geliyor.
1) Olumlu düşünerek, davranışlarımızı biraz daha düşünerek yaparak ve hobilerimizle vakit geçirerek stresi yenebiliriz.
2) Solumun egzersizleri, beden hareketleri, beslenme ve diyet, sosyal aktivitelere katılma, dua ve ibadet gibi bizi olumlu etkileyecek etkinlikler yapabiliriz.
3) Beynimize stresli olmadığımız sinyalini vererek stresi yenebiliriz.
4) Olaylara iyi tarafından bakarak stresle mücadele edebiliriz. Değiştiremeyeceğimiz durumları öfkelenmeden kabullenip iyi bir tecrübe olarak değerlendirmek gerekir.
5) Zamanı etkili kullanmak yani planlı hareket ederek hayatta işlerimizi yetiştirme problemini yok edebiliriz. Bu durum da bizi stresten uzaklaştırır.
İlk defa anne olacaksanız vücudunuzda pek çok değişim yaşadığınızda ilk etapta kaygı duyabilirsiniz. Oldukça heyecanlı ve güzel bir süreç olan hamilelik dönemi karşılaştığınız bu değişimlerle kaygı ve paniğe dönüşmemelidir. Fiziksel, hormonsal, psikolojik tüm bu değişikliklere hazır olmak için yazımıza başlayalım.
1)Mide Bulantıları
Hamileliğin ilk belirtilerinden biri sabah bulantısıdır. Bazen gün içinde ani kusmalar da görülebilmektedir. Sabahları olan bu bulantı aslında hormonların iyi çalıştığının bir işaretidir. Bu bulantılar ikiz bebek annelerinde daha da fazla görülebilmektedir. Annenin hormon seviyesi veya bedensel ve psikolojik hali bulantının şiddetini değiştirebilir. Bulantı döneminde anne adayı yakın çevresinin ve doktorunun desteğine ihtiyaç duyar.
2)Kiloda Artış Yaşanması
Yine hamileliğin ilk belirtilerinden olan kilo artışı bebeğin sağlıklı gelişimi için ve anne adayı için gereklidir. Tabi ki kilo alınımının da bir dengesi olmalıdır. Az artış veya çok artış belli riskleri ortaya çıkarabilir. 9-15 kilo hamile olan bir kadın için normal aralıktır. İlk 12 haftada genelde gebeler 1,8-2 kilo alabilirken, 3 ayda bu değer 500 gr ve sonrasında ise yaklaşık 5 kilo olabilmektedir.
3)Rahimde büyüme
Gebelikte rahim büyür ve anne adayları sık tuvalete çıkmak zorunda kalırlar. Sık tuvalete çıkma durumu gebeliğin ilk 3 ve son aylarında artar. Hamilelerde vücut sıvısı fazla olur ve böbrekler daha sık çalışır. Ayrıca rahim de büyüdükçe idrar kesesine baskı yapabilir. Anne adayı tüm bunların normal olduğunu bilmelidir. Ayrıca idrarının tam boşalması için de idrar yaparken tam öne eğilmesi gerekmektedir.
4)Göğüslerin Büyümesi
Gebelik döneminde görülen bu değişimin sebebi östrojen ve progesteron hormonunun artışıdır. Göğüslerde ayrıca renk değişiklikleri de olabilir. Genelde meme ucu koyulaşır ve pütürleşir. Anne adayının endişesi genelde göğüslerin sarkması durumudur. Buna önlem olarak anne adayları mutlaka destekli sütyen kullanmalıdırlar. Gece yatarken de çıkarılmamaya çalışılmalıdır.
5)Ödem ve Şişmeler
Ödem ve şişliğin genel sebebi hamilelerin vücudunda fazla sıvı üretilmesidir. Ellerde ve ayaklarda şişmeler olabildiği gibi büyüyen rahim de bacaklara baskı yaparak kanın kalbe ulaşmasını zorlaştırabilir. Bu durum 6. Ayın sonunda bazı gebelerde görülebilmektedir. Ayak bilekleri ve ayaklarda fazla su birikebilir. Bir de yüz ve gözlerde şişmeler oluşabilir. Tüm bu ödem ve şişmeler genel olarak çalışan kadınlarda, hamilelikte ve öncesinde fazla kilo alanlarda, varis problemi olanlarda daha sık yaşanır. Ani terlemeler de genelde gebelerde görülebilir. Ani terlemeleri önlemek için uzun süre ayakta kalınmamalıdır. Sıcak havalarda da fazla dolaşılmamalı, rahat kıyafetler ve ayakkabılar tercih edilmelidir. Ödem, şişlikleri ve krampları önlemek içinse uzun süre ayakta kalmamak gerekir. Ayakları yukarı kaldırarak dinlenilebilir. Hamilelik egzersizleri yapılmalı, tuzlu yiyecekler fazla tüketilmemelidir.
6)Kabızlık
Büyüyen rahim bağırsaklara baskı yapar ve hormon düzeyindeki artışla kabızlık oluşur. Bu yüzden lif bakımından zengin gıdalar tüketilmelidir. Buğday kepeği hazırlanan yemeklere eklenebilir veya kuru erik suyu tüketilebilir. Sıvı alınımı arttırılarak ve yürüyüşler de yapılarak bu durum atlatılabilir.
7)Burun kanaması
Hamilelikte artan hormonlar burnun içine kan akımını arttırır ve kanama ve şişliklere sebep olabilir. C vitamini alınımı ile kanama riski azaltılabilir. Ayrıca ilerleyen aylarda hamileler burun tıkanıklığı ve boğazda takılmalar yaşayabilir. Bu durum için de hamilelerin kullanabileceği burun damlaları ile giderilebilir.
8)Akıntı
Hormon seviyesinin değişmesiyle vajinal salgılarda artış görülebilir. Bu durum karşısında hamileler temizliğe ve hijyene çok dikkat etmelidirler. Çünkü vajinal iltihaplanma ve vajinal mantar en çok hamilelik döneminde görülmektedir. Ayrıca o bölgenin kuru tutulması sağlanmalıdır.
9)Ciltte Bozulmalar
Doğum sonrasında kaybolan ama hamilelikte anne adayını rahatsız eden mor veya kırmızıçizgiler olabilir. Yine ciltte yağlanmalar da olabilir. Bu yüzden dengeli beslenerek ve cilt bakımı ile bu sıkıntılar azaltılabilir. Kilo artışına bağlı olarak da vücut çatlakları görülebilir. Göğüslerde, karın ve kalça bölgesinde görülen bu çatlaklar düzenli sporla, sağlıklı beslenme ile bir nebze de olsa azaltılabilir.
10)Depresyon ve Uyku Bozukluğu
Hamileliğin ilk aylarında genelde duygusal çeşitlilik olur. Çikolata ve kafeinden uzak durmak, spor yapmak, dinlenmek sorunun artmasını engelleyebilir. Hamilelerde uyku düzensizliği ve halsizlikte görülmektedir. Bu durum hormonların değişik çalışmasından kaynaklanabildiği gibi rahmin ve bebeğin büyümesi ile de annenin yatışta rahatsız olmasından da kaynaklanabilir.
Aşırı kaygılı annelerde de depresyon belirtisi olan yorgunluk, uyku bozukluğu, odaklanamama ve mutsuzluk iki hafta boyunca geçmezse uzmana başvurmak gerekebilir.
Kadınların doğum yaptıktan sonra karşılaştıkları problemlerden biri de maalesef cinsellik konusunda isteksizlik… Bu dönemin geçici olması veya kısa sürmesi için erkeğe ve kadına çok iş düşüyor. Bu yazımızda bu durum hakkında bilgiler ve öneriler vereceğiz.
Bebeğinizle yeni bir yaşama hazır mısınız? Onunla ilk annelik deneyimini yaşamak heyecanlı ama bir o kadar da zor bir işe benziyor. Fakat bu eşsiz güzellikte ve en özel duygudur anneler için. Anneler mutluluk, endişe, heyecan dolu bir dokuz ay geçirirler ve anne olurlar. Doğum sonrasında anne bebeğe ve anneliğe alışmaya çalışır. Bu dönemde bazen mutluluk duyan anneler bazen de karmaşık duygulara sahip olabiliyor. Bu dönemin kısa sürdüğünü söyleyebiliriz. Bu süreç ile ilgili detaylı bilgiyi başlıklar halinde size aktaralım.
Kucağa Alındığı İlk Anlar
Anneler bebeklerini ilk kucağına aldıklarında mutluluk, huzur ve heyecan duygusunu hissettiklerini söylerler. Ayrıca yanlış bir hareket yapma kokusu ve endişesini de taşıyan anneler vardır. Çünkü bebek büyük sorumluluktur anneler için. Tüm bu karmaşık duygular yaşansa da anne ile bebek bu ilk süreçte güven bağı oluşturur.
Bebeğin İlk Haftaları
Bebek ilk haftalarda çevredeki uyaranlara karşı refleksle karşılık verir. İlk aylarda bebekler yer değişimini veya ortamın ısı değişimini sevmeyebilir, ağlayabilirler. Bu çok normaldir. Anne karnında sabit ısıya ve rahatlığa alışan bebekler hareketli ortamları sevmeyebilir. Fakat bu tedirginlik durumunu zamanla sildiği gibi annesi ile teması bebeğe güven sağlar.
Annelik Duygusu Nasıldır?
Bu duygu aslında içgüdüsel bir duygudur. Fakat öğrenilerek de gelişebilen bir duygudur aynı zamanda. Eğer anne adayı bu duyguya hazırsa yani anne olmak istiyorsa doğum sonrası duyguları olumludur. Mutludur ve inanılmaz bir sevgi duyar bebeğine. Her şeyini bebeğine göre ayarlarlar ve evdeki ortamı bebeğe göre ayarlar.
Anneye Doğum Sonrası Nasıl Destek Olunmalıdır?
Anneler doğum sonrası farklı ve karmaşık duygular içinde olabilirler. Eskiye oranla kırılganlıkları ve hassaslıkları artmıştır. Bir yandan kocasına karşı görevleri vardır. Bir yandan da bebeğine karşı sorumlulukları bekler. Bu durumlar anneyi paniğe sokabilir ve anne bitkin ve uykusuz düşebilir. Bu süreçte anneye yardım eden eşlerin varlığı ve aileden destek alınması annenin bu stresli durumunun oluşmamasına neden olur. Ya da anneler bu durumu çabuk atlatabilir. Annenin iyi hissetmesiyle birlikte bebek de iyi hisseder. Bu unutulmaması gereken bir durumdur. Anneler kendilerine destek veren insanlar sayesinde kendi ihtiyaçlarını karşılayabilir.
Bebekler İhtiyaçlarını Ağlayarak İfade Ederler
Bebekler altı kirlendiğinde veya acıktıklarında bu durumu genellikle ağlayarak ifade ederler. Anneler bu ağlama durumuna sakince yaklaşmalıdır. Çünkü nedenler üzerinde odaklanan anne bebeğine dokunarak, okşayarak ve konuşarak yaklaşırsa bebeğini daha kolay sakinleştirebilir. Bebekler öpülmekten, okşanmaktan ve kendisiyle konuşulmasından çok hoşlanırlar.
Anne, Eş, Annelik rolünü ve İş Yaşamını Bir Arada Yürütebilmelidir.
Bazı anneler bebeklerine aşırı düşkün olabilmektedir. Hatta her ağlamasında bir şey oldu korkusuyla doktora başvurmaya kalkabilirler. Onu sürekli yanında tutan, aşırı bağlı ve endişeli anneler aslında bebeklerinin asi ve bağımlı kişilik oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu durum bebek ağladığında farklı kişilerin farklı tepkilerle bebeğe yaklaşmasıyla da oluşabilir.
Anneler hem annelik rolünü yerine getirmeli hem de iyi bir eş olma rolüne devam edebilmelidir. Bunu başaramazsa aile içi çatışmalar oluşabilir. Anneler ayrıca bebekleri için tek söz sahibi kendisinin olduğunu da düşünebilmektedir. İşte tüm bu tutumlar yanlıştır. Anneler bu üç rol dengesini iyi ayarlamalıdır.
Doğum Sonrası Depresyon
Doğum gerçekleştikten sonra annelerde yaklaşık üç dört gün hafif depresif durumlar görülebilir. Bu durumu uzmanlar normal karşılamaktadır. Doğum sonrası depresyon denilen durum ise doğumdan sonraki ilk bir ay bir depresyondur ve araştırmalar görülme sıklığını yüzde 5 ila 20 olarak gösterir. Anneliğe alışamamış, küçük yaşta anne olanlarda, yalnız ve desteksiz annelerde, ekonomik problemler yaşayanlarda bu risk daha fazladır.
Depresyon belirtileri
Bu belirtiler genellikle her gün görülür.
1) Keyifsizlik, hüzün
2) Sevdiğimiz işlere karşı duyulan isteksizlik
3) İştah düzensizliği
4) Unutkanlık ve dikkati toparlayamama
5) Cinsel isteksizlik
6) Uykusuzluk
7) Bitkinlik, bebekle yeterince ilgilenmemek
8) Ölümü isteme
9) Suçluluk duygusu hissetme
10) Hayatın anlamını kaybetmesi
11) Sinirlilik
12) Zorluklarla başa çıkamama.
Tüm bu belirtilerin görülmesi annede depresyonun başladığının göstergesidir. Psikolojik açıdan olduğu gibi sağlık açısından da uzmanlardan yardım alınmalıdır.
Eğer çocuğunuz biraz daha kendi halinde olmaya başladıysa ve inatçı davranışları gözlemleniyorsa, özerk dönemine girmiştir. Bu yaştan itibaren çocuk artık konuşur, emekler, yürür. Kısacası bebeklik dönemi bitmiş demektir. 2 yaş özerklik dönemi anne ve babaların zorlandıkları dönemlerin başında gelir. Bu dönemde çocuğun davranışlarına karşı ne baskıcı olunmalı ne de onu çok serbest bırakmalıdır.
Özerk Dönem Bağımsızlaşma Demektir
Bebeğin anne ve babaya bağımlılığı 1,5 yaşına kadar devam eder. Bu süre dolunca artık bebeğinize çocuk demeye başlarsınız ve bağımlılık yerini bağımsızlığa bırakır. Özerk dönem de zaten bağımsızlaşma demektir. Bu dönemde anne ve babaların çok daha fazla yorulduklarını söyleyebiliriz. Çünkü çocuklar anne ve babaya artık danışmaz, kafasına göre davranışlarda bulunur, inatçılıklar yaparlar. Aslında çocuklar bu dönemde keşfetmek isteği içinde oldukları için bu davranışları sergilerler. Yani kendi kimliğini oluşturmak isterler.
Özerklik Döneminde Neler Yaşanır?
Bu dönem genelde 1,5-3 yaşları arasında olur. Özerklik döneminde kasları gelişir ve böylece motor becerileri ile dil becerileri oluşur. Yani çocuk artık emekleme, yürüme, koşma gibi tüm motor becerilerini kas ve kemiklerinin güçlenmesiyle yapabilir. Sadece bedensel gelişim değil kişilik gelişimi de bu dönemde gelişir. Hatta bağımsız kararlar vermesi de bunun göstergesidir. Özerklik dönemi çocukların karşı dürtü ve eğilimler arasında bir karar verebilmesi ve ayrıca utanç ve kuşkuya kapılmadan kendini yönetebilmesi demektir.
İsyankâr Davranışlar da Bu Dönemde Başlar
Çocuklar özerklik döneminde etrafını sorgulamaya başlar. Nasıl ve niçin soruları genellikle bu dönemde sorulur. Hatta keşfetmeye başladıkları için atlarlar, zıplarlar, düşerler. Ayrıca ebeveynlerinin kendilerini sınırlamalarını da anlayamazlar. Aslında bu durum çocukları daha da saldırgan hale getirir. Yemek yeme durumunda direnme, istediği yapılmadığında kendini yere fırlatma, söylenenin tersini yapma, eşyaları fırlatma gibi davranışları sergilerler.
Bu Dönemin Geçici Olduğunu Bilmeliyiz
Anne ve babalar bu dönemde çocuğu aşırı korumak, engellemekle, kontrol altına almakla gelişim görevlerini çocukların yerine getirmesine engel olurlar. Ama unutmamak gerek ki bu dönem geçicidir. Çocuğa bu dönemde ağlaması sona erdikten sonra yanına giderek her istediğini bu şekilde ağlayarak elde edemeyeceği sakince ve anlayacağı şekilde anlatılmalıdır.
Duygusal Özerklik: Eğer bir çocuk tüm zorluklar karşısında dik durabiliyor, hayal kırıklığı yaşamıyorsa yani tüm sıkıntılara dayanıklı ise duygusal özerkliğini kazanmış demektir. Çocukların üstesinden gelebileceği sıkıntılarla çocuklar yalnız bırakılmalı müdahaleci olunmamalıdır. Çünkü aşırı müdahale eden ailelerin çocukları duygusal olarak olgunlaşmada sıkıntı yaşarlar.
Davranışsal Özerklik: Çocuklar kendi kendilerine yemek yiyebiliyor, yürüyebiliyor, ayakkabısını giyebiliyor ve kendi kıyafetlerini giyip çıkarabiliyorsa davranışsal özerkliğini kazanmış demektir. Zaten bu dönemdeki çocuklar her işlerini kendi başlarına yapmak isterler. Bu dönemde çocuğa yardım etme noktasında hemen davranılması çocukta başaramama hissine yol açar ve onu öfkelendirir.
Karar Verme Özerkliği: Çocuklar kendi kararlarını bağımsızca verebiliyor, neyin doğru neyin yanlış olduğunun farkına varabiliyorsa karar verme noktasında özerklik kazanmış demektir. Bu dönemde karar verme noktasında ilk tecrübeler yaşanır. Tüm bu özerklik durumlarını kazanan çocuklarda öfkelenmeler, kontrolsüz davranışlar oluşma gibi problemler çok az yaşanır.
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Çocukta özerklik duygusu tam olarak gelişmediyse ilerleyen yaşlarda da bağımsız iş yapamama, yardım bekleme veya onay bekleme gibi durumlar görülebilir. Bu yüzden çocuğun hayatla ilgili her sorusu cevaplanmaya çalışılmalı, çevredeki eşyalara dokunmasına izin verilmeli yani çocukların insanları ve dünyayı tanımasına izin verilmelidir. Zira sizi kendine güvenmeyen, kendini ifade edemeyen bir birey bekliyor olabilir.
Abur cubur ve fastfood tarzındaki yiyecekler çocuklar için her zaman caziptir. Fakat obezite, şeker hastalığı ve kalp rahatsızlıklarına sebep olmaktadır. Bu nedenle biz anne ve babalar olarak onlara küçük yaşlarda sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmalıyız ki birçok hastalık için önlem almış olalım. Unutmayalım ki çocuklar her türlü davranışta olduğu gibi beslenme konusunda da anne ve babayı örnek alırlar. Bu sebeple biz ebeveynlere de iyi bir model alma görevi düşüyor. Bu yazımızda abur cubur gıdaların zararlarından ve çocukları bunlardan uzak tutmanın yollarından bahsedeceğiz.
Sağlıklı Beslenme Alışkanlığının İlk Kuralı
Bu alışkanlığın kazanılması için özellikle 1 ila 3 yaş grubundaki çocuklarda anne çok önemli rol oynar. Çünkü bebek tüm duygusal bağını kendini besleyen kişi ile kurar. Çocuk daha da büyüyünce çocuğa sağlıklı yiyeceklerin faydalarından bahsetmek onun sağlıklı beslenebilmesi için önemlidir. Düşünün ki sürekli öğün atlayan, kahvaltısını aksatan bir anne ve babanın çocuğu hiç düzenli beslenir mi? Ya da sürekli kola ve çikolata tüketen bir anne veya baba çocuğuna bunların zararlı olduğundan bahsederse inandırıcı olur mu?
Hazır Gıdaların Olumsuz Etkileri
Hazır gıdalar yani abur cubur ve fastfood dediğimiz yiyecekler lezzetli ve pratiktir. Fakat bu yiyecekler maalesef genellikle trans yağ içermektedir. Kalp damarı tıkanıklığı, obezite, sindirim sorunları ve kansere neden olan bu yiyecekler koruyucu maddeler de içerirler. Üstelik vitamin, mineral bakımından da bu besinler çok fakirdir. Ayrıca fazla miktarda tuz ve şeker içerdikleri için de ileri yaşlarda tansiyon ve diyabete yol açabilmektedir. Hele hele büyüme dönemindeki çocuklar için bu gıdalar çok daha zararlıdır.
Market Alışverişiniz Yenilgi İle Bitmesin
Çocuklarla gidilen market alışverişi genelde çocuk ağlamasın diye çocuğa alınan çikolatalar ve cipslerle son bulabilir. Aslında başlangıçta evde sözler alınıp verilir. Eşlerle ve çocuklarla anlaşılır. Ama markette abur cubur reyonundan geçerken çocuklar sözlerini unutur ve sorun oluştururlar. Kasada ise yeter ki sussunlar diye çocuklarına yenilen anne ve babaların vicdan azapları hissedilir. Bu yüzden market alışverişine mümkün olduğu kadar çocuklar götürülmemelidir. Ya da kararlı bir tavırla çocukların isteklerine yenik düşünmemelidir.
Hazır Gıdalar Ödül Değildir
Anne ve babaların yaptığı yanlışlardan biri de hazır yiyecekleri ödül veya rüşvet niyetinde kullanmaktır. Bu hareket çocuğun zihninde diğer sağlıklı yiyecekleri olumsuz olarak algılamasını sağlayabilir. Çocuklar bazen yemek yememekte ısrar eder ve abur cubur isterler. Bu durumda çocuk zorlanmamalı gerekirse diğer öğüne kadar aç beklemesi sağlanmalıdır. Eğer hazır gıdaları isterse kesinlikle verilmemeli ve tutarlı olunmalıdır. Bu onun ana öğünde mecbur kalıp sağlıklı yiyecekler yemesini sağlayacaktır.
Çocuklar İçin Özel Ev Yapımı Atıştırmalıklar
Çocuklarınızın seveceği ev yapımı meyveli sütler, meyveli yoğurtlar, kuru meyveler ve taze meyveler evde bulundurulmalıdır. Veya onlara tam tahıllı undan hazırladığınız kekler ve kurabiyelerle sağlıklı ve lezzetli yiyecekler hazırlayabilirsiniz.
5 Önemli Önerimiz
1. Marketlerde satılan ürünlerin ambalajlarını ve son tüketim tarihlerini kontrol etmeliyiz.
2. Çocukların gelişiminde tahıl, meyve ve sebze, süt, et önemli yer tutar. Bunlardan bol miktarda tüketilmelidir. Ara öğünlerde ise fındık, ceviz, süt, meyve, ayran, ev yapımı kek verilebilir. Meyve suyu ise meyveye tercih edilmemelidir. Çünkü posasını da çocuğun alması önemlidir.
3. Ara öğünlerde hazır gıdalar verilmemelidir. Okulda da çocuğun hazır besinlere alınmaması için beslenme çantasına ev yapımı sağlıklı yiyecekler konmalıdır.
4. Çocukların sabah kahvaltısını aksatmamalarını sağlayın. Onlara kahvaltının vücudun ve beyin için gerekli olduğunu anlatın. Yapmadıkları takdirde zihinsel dalgınlık, yorgunluk ve başarısızlık olacağını söyleyin.
5. Balık yemeyi alışkanlık haline getirin. Siz yerseniz o da alışacaktır. Zamanla sevmeye de başlayacaktır.
Gözde kanlanma kızarlıklık ve batma neden olur sorusuna detaylı bir cevap aramaya çalışacağız. Öncelikle bu durumla ilgili oldukça fazla sebepten söz edilebileceğinin altını çizelim.
Çil maskesi hakkında doğal önerilerimize geçmeden hemen önce küçük bazı bilgileri de paylaşmak istiyoruz.
Bu yazımızda ebola virüsü nedir ve ebola virüsünden nasıl korunmak gerekir kısaca bilgi vermek istedik.