Kadının Statüsü ve Hukuki Gelişimi

Kelime anlamıyla statü toplumda bireyin hak ve görevleriyle birlikte sahip olduğu konumdur. Herhangi bir yeteneğe bağlı olmaksızın doğuştan edinebildiği gibi, bireysel çaba ve nitelikler sonucu da kazanılmıştır.

“Kadınlık” kavramı her şeyden önce bir niteliktir. İnsanın cinsiyetini belirleyen, fizyolojik bir farkla başlayıp yaşamı boyunca kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olarak, onun gelişmesi ile bütünleşen bir özelliktir. Kadınlar önce anne ve eş olarak görmek üzere yetiştirilirler.  Toplumlarda kadın çoğu zaman erkeğin rahatını sağlayan, aile ahlak değerlerine bekçilik eden bir varlık olarak algılanırlar. (1) 

Toplumda kadın; aile ve toplum arasında bir köprü vazifesi olarak görülür. Kadının sosyal sistemin işleyişine katkısı büyüktür. Kadının toplumdaki statüsü incelenirken, onun birey olarak kişiliğini kazanması, aile ve toplum içindeki durumu düşünülmelidir.

Dünyada kadına verilen önem 19 yy gelişmeye başlamıştır. Türk toplumunda kadına verilen değer ise çok eskilere dayanmaktadır. İslam dininin kabulüne kadar Türk toplumundaki kadın statü bakımından erkeklerle hep eşdeğer olarak görülmüştür.

Eski Türk toplumlarında aile en önemli sosyal topluluktur. Ailenin temelini ise kadın lar teşkil etmektedir. Kadın, erkeğin biricik yoldaşı, çocuklarının anası, neslin devamı, bereket kaynağı olarak görülmüştür. Savaşta, siyasi toplantılarda ve sosyal ilişkilerde her zaman kocasının yanında yer almıştır.

Eski çağlarda Hıristiyanlık, Budizm ve batı kültürü kadını aşağılarken, “kadın şeytan olarak görülürken, erkekle aynı sofraya oturtulmazken, kocalarının karılarını tıpkı bir mülk gibi satma hakları varken, Türk topluluklarında totemizmin ve Şamanizm’in etkisiyle Kadın toplumda son derece kutsallaştırılmıştır.

Kadının Statüsü ve Hukuki Gelişimi

Birçok Türk destanında kadınlar bereket ve kahramanlık sembolü olarak gösterilmiştir. Devlet işlerinde “Hakan emrediyor ki” ibaresiyle başlayan emirnameler kabul edilmemiştir. Emirnamelerin “Hakan ve Hatun emrediyor ki” sözleriyle başlaması gerekmiştir. Hakan tek başına elçiyi huzuruna kabul etmemiştir. Ancak yanında Hatun olduğu zaman elçileri kabul etmiştir. Şölenlerde, Kenkaşlarda, Kurultaylarda, İbadetlerde ve ayinlerde Hatun hep Hakan’ın yanında yer almıştır.

İslam’ın kabulüyle birlikte Arap kültüründen kaynaklanan kadının ikinci sınıf görülmesi nedeniyle Türk kadınında değeri azalmaya başladı. Osmanlı Devletinde kadınlar Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinden sonra gücünü önemli ölçüde yitirdi.

Tanzimat Fermanın ilanından sonra (1839-1908) Batı’da görülen etkiler, Türk kadını açısından bazı yenilikler getirmeye başlamıştır. Eğitim-öğretim alanında ilköğretim tüm çocuklar için mecburiyet konulmuş. Gerekli olan yerlerde kızlar için ortaokullar(rüştiye) ve Kız Öğretmen Okulu açılmıştır.

II Meşrutiyetin ilanından sonra Milliyetçiliğin etkisiyle Türk kadının hayatı incelenip, yazılmış ve kadınların dernekler kurup faaliyetler yapmasına izin verilmiştir.

1-(Türk Aile Ans.,1991:537) 

Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından sonra Batı toplumundan önce kadınlara geniş haklar tanınmıştır. 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabul edilmesiyle eğitim sistemi tek çatı altında toplanmış ve kadınlara da erkekler gibi eşit imkanlar sunulmuştur. 1925 yılındaki Kıyafet Kanunu ile kadınların tek tip (çarşaf, peçe) yasak getirilmiştir. 1926 yılındaki Türk Medeni Kanunu ile kadınların yasal statüsü değişmiş, hem aile içinde hem de birey olarak eşit haklar tanınmıştır.

Cumhuriyet Türkiye’sinde kadınların siyasi yaşama katılması 1923 yılında Kadınlar Halk Fıkrasının Kurulmasıyla başlanmıştır. 1 yıl sonra 1924 yılında Türk Kadınlar Birliği Kurulmuş, 1930 yerel seçimlerinde, 1934 yılında genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

Muhtar ve ihtiyar heyeti seçimi 1933 yılında, milletvekilliği seçme ve seçilme hakkı 1934 yılında verilmiştir. 1935 yılında kadınlar bu haklarını ilk kez kullanmışlar ve parlamentoya Cumhuriyet tarihinde en yüksek katılım oranlarını sağlamışlardır (% 4,8). Türkiye 1946 yılında çok partili sisteme geçmesiyle birlikte toplamda 13 genel seçimlerinde (1983-1999 hariç) TBMM’ne giren kadın milletvekili sayısı % 22’yi geçememiştir. Bu da % 4,3’e karşılık gelmektedir.

Dünyada 1980’li yıllarda kadınların ulusal düzeyde statülerinin geliştirilmesi, refah seviyelerinin yükseltilmesi, her türlü kaynaklardan yararlanması için çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Kopenhag’da II. Dünya Kadın Konferansı düzenlenmiştir.

Konferansın ardından “Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW)” 1 Mart 1980 tarihinde üye ülkelerin imzasına açılmıştır. Türkiye sözleşmeyi 1985 yılında imzalamıştır. Ayrıca Çocuk Hakları Sözleşmesi, İLO, OECD, AGİK gibi kuruluşların sözleşme, tavsiye ve kararlarına taraf olmuştur.

1995 yılında Pekin’de gerçekleştirilen IV. Dünya Kadın Konferansı sonunda kadın-erkek eşitliğini gerçekleştirmeye yönelik somut politikalar ortaya konulmuştur. Türkiye; kadın okur-yazarlık oranını % 100’e çıkaracağı, 8 yıllık zorunlu eğitim uygulamasına geçileceği, Anne ve çocuk ölümlerini % 50 oranında azaltacağı, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesini sağlayacağı tahhahüdün de bulunmuştur. 

1985 yılında CEDAW’ı onaylayan ülkemizde kadın politikalarını geliştirmek amacıyla 1990 yılında Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM) kurulmuştur. Bu sayede kadın sorunları parlamentoya taşınmış ve kadınlar lehine etkili çalışmalar yürütülmüştür.

Türkiye’de kadın-erkek eşitliği doğrultusunda Anayasa’da, Türk Medeni Kanunu’nda, İş Kanunu’nda, Türk Ceza Kanunu’nda ve Devlet Memurları Kanunu’nda kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık yapılmış, Aile Mahkemeleri kurulmuştur.

Kaynak: www.mavimenekse.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ