Aile İçi Şiddet ve Kadın

Aile içi şiddet aile üyelerinden birinin ailenin  diğer üyelerine karşı fiziksel ve psikolojik olarak zarar vermesidir.

Şiddete meyilli aile bireyi, ailenin güçsüz bireylerine karşı fiziksel, cinsel,duygusal ve ekonomik yönden zarar verir. Ailenin en güçsüz bireyi olan kadın ve çocuklar yapılan bu şiddetten fazlasıyla payını almaktadır.

Son yıllarda televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında hemen hemen hergün bir kadının cinayete kurban gitmesi ya da feci şekilde dayak yemesi bunun bir kanıtıdır.

Kadınlar sadece kocalarından değil ailenin erkek üyeleri tarafından ve ya birlikte yaşadığı erkeklerden tarafından da şiddete maruz kalmaktadır.

Bunların yanı sıra toplumda varolan ananelerden kaynaklanan kadına yönelik şiddet de küçümsenemeyecek boyuttadır. Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Töre,namus gibi kavramlardan dolayı birçok kadın hayatını kaybetmektedir.Kadının kendi rızası dışında gerçekleşen cinsel taciz veya tecavüz vakasının sonucunda bir çok kadının hayatı aile meclisinin kararıyla sona erdirilmektedir.

Ataerkil geleneksel aile yapısından kaynaklanan normlar kadının, kendisinden beklenen namus kavramının dışına çıkmasıyla devreye girerek kadının yaşam hakkını elinden almaktadır.

Töre nedeniyle kadınlar sadece hayatlarını kaybetmekle kalmıyor,kimi zamanda namusun temizlenmesi gibi ilkel bir düşünceyle tecavüzcüsüyle evlendirilip, ömür boyu tecavüz ve tacize göz yumulmaktadır.

Aile için şiddetin nedenlerini biyolojik, sosyolojik, ekonomik ve psikolojik olarak sıralayabiliriz…

Şiddete daha çok erkek egemen evliliklerde rastlanmaktadır. Şiddet öğrenme yoluyla edinilen bir davranış biçimi olduğundan çocukluk devresinde aile içi şiddet ortamında büyüyen kişi kendi kurduğu ailesinde de bu davranışı devam ettirme eğilimindedir.

Erkekler eşlerine neden şiddet uygularlar? Bunun bir çok nedenleri vardır. Örneğin güçlüdürler.  Güçlerini zayıf olan kişi üzerinde denemek isterler. Kadın kendine göre zayıf ve güzsüzdür. Ona karşı gelemez. Kendi isteklerini ve egosunu tatmin etmek, toplumda yaşadığı hayal kırıklıklarının faturasını birine kesmek isterler. Kadının kolay olarak kendini terk edemeyeceği düşüncesi içerisindedirler. Çoğu zaman bu savları doğrudur. Kadınlar şiddet görseler de kolay terk etmezler, edemezler…

Şiddeti yoksulluk, çaresizlik, hayal kırıklıkları, alkol, madde bağımlılığı gibi nedenlerde  tetiklemektedir. Şiddet uygulayan kişi hayatının devamını idame ettirmek için şiddeti yaşam tarzı olarak benimsemektedir. Yaşadığı tüm olumsuz nedenler yüzünden kendi ezikliğini bastırmak için  eşini suçlamaktadır. Eşini kaybetmemek onu kontrol altında tutmak için şiddette başvurmaktan çekinmezler. Bu yolla  onu elde tutacağına inanırlar. Bu duruma  erkeğin çalışmadığı zamanlarda daha çok rastlanılmaktadır.

Şiddet uygulayan kişinin şiddeti uygulamak için her zaman bir bahanesi vardır. İletişimden yoksundur. Onun, için şiddet uyguladığı kişinin duyguları pek bir şey ifade etmez. Onu, bu yolla eğittiğini düşünür.

Şiddete maruz kalan kadınlar genelde pasif ve güçsüz olurlar. Bu durumun kendilerinden kaynaklandığı düşüncesi içindedirler. İlk zamanlar kendilerine uygulanan şiddetin varlığını algılamak istemezler. Şiddetin dozu artmaya  travma ve yaralanmalar oluşmaya başlayınca bunun farkına varmaya başlarlar. Eşlerine olan sevgi ve güvenleri sarsılır. Onu terk etmek istemesi halinde daha çok şiddete uğrayacağı düşüncesi içinde oldukları için bulunduğu durumu “alın yazısı, kaderimmiş” diyerek kabullenmeye başlarlar. Kendince mantıklı sebepleri vardır. Eşinin işi, ailesi, çevresi veya içki içmesi gibi…Eşini suçlamak yerine bu faktörleri bahane ederler. Ailesinden, yakınlarından ve sosyal kurumlardan yardım alamayacağı düşüncesi de onu çaresiz bırakır ve kendi içinde hapseder.

Şiddet mağduru kadınlar  gördükleri şiddetten dolayı kendilerini ifade edemez ve  çoğunda yaşama isteği azalır. Geleceğe yönelik umutları, hayalleri kalmaz.

Psikolojik olarak şiddet mağduru kadınlarda  korku, ürkeklik, çekingenlik, uykusuzluk,bitkinlik,ümitsizlik, yalnızlık ve çaresizlik gözlemlenir. Tek başlarına dışarıya çıkamazlar. Konuşmakta güçlük çekerler. Kişilik bozuklukları ve bir çoğunda intihar eylemleri gözlenmektir.

Ülkemizde  aile içi şiddet,  resmi rakamlara yansıyanlardan çok daha fazla olduğu bilinmektedir. Son yıllarda rakam ürkütücü boyutlara ulaşmıştır. Şiddete uğrayanların ancak % 20’si resmi makamlara başvurmaktadır.

Aile içinde yapılan şiddet ananelerimize göre “kol kırılır  yen içinde kalır” atasözünde olduğu gibi dışarıya sızdırılmaz. Özel hayat düşüncesiyle olağan karşılanır. Toplumda  hadiseye aile meselesi gözüyle baktığı için bu konuda fazla duyarlı değildir. Tepkisini ortaya koyamaz.

Ülkemizde aile içi şiddete kamuoyu 1980’lerden sonra değindi. Görsel ve yazılı basında cılız da olsa sesler çıktı. Toplumun bu konuda duyarlılığının geliştirilmesi için konferanslar, paneller düzenlemeye başlandı. Aile içi şiddete uğrayan kadınlar az da olsa seslerini bu sayede duyurmaya başladılar.

Ülkemiz nüfusunun yarısını oluşturan kadınların bir bölümünün şiddete uğraması, aileyi koruyan kanunların çıkartılmasına neden oldu. 14 Ocak 1998 tarihinde “4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun”  yürülüğe girdi.

Yasa aile birliğinin korunmasını içerdi. Amaç kadının şiddetten korunması olarak öngörüldü.Kadının şiddetten korunması için gereken tedbirler kusurlu eş açısından düzenlendi.

4320 sayılı yasa aile içi şiddete maruz kalan eşin veya aile bireylerinden birinin veya olaya tanık olan 3.bir şahısın Cumhuriyet Savcılığına başvurusu Sulh Hukuk Mahkemesinin kabulu doğrultusunda  olayın içeriğine göre kusurlu eş hakkında  kanunda yazılı olan tedbirleri uygulamasını içeriyor.

4320 Sayılı yasanın getirdikleri

  • Diğer eşe veya çocuklara veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerine karşı şiddete veya korkuya yönelik davranışlarda bulunmaması,
  • Müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer eşe ve varsa çocuklara tahsisi ile diğer eş ve çocukların oturmakta olduğu eve veya iş yerlerine yaklaşmaması,
  • Diğer eşin, çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinin eşyalarına zarar vermemesi,
  • Diğer eşi, çocukları veya aynı çatı altında yaşan aile bireylerini iletişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi,
  • Varsa silah ve benzeri araçlarını zabıtaya teslim etmesi,
  • Alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanılmış olarak ortak konuta gelmemesi veya ortak konutta bu maddeleri kullanmaması.

Yasaya göre şiddet mağduru olan kişiye 6 ay daha eşiyle beraber yaşaması öneriliyor. Bu 6 ay içerisinde mevcut durum değişmezse tutuklanacağı kusurlu eşe iletiliyor.

Kusurlu eşin şiddetti tekrarlaması halinde, mağdur Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduğu takdirde Sulh Ceza Mahkemesi’nce kişi hakkında kamu davası açılıyor. Bu durumda kusurlu eş 3 ile 6 ay arasınsa hapis cezasına çarptırılıyor. “3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu’na” göre de; çoğu zaman bu suç para cezasına çeviriliyor. Kusurlu eş için yasanın caydırıcılığı kalmıyor. Ölümle sonuçlanan olaylara zemin hazırlanılıyor.

Örneğin aile içi şiddete maruz kalan gereki makamlara başvuruda bulunan Nadire Topuz yeterli desteği göremedi.1998 tarihinde eşi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Çocukları AİHM’ye başvurdu.

29 Ekim 2001 tarihinde AİHM’nin aile içi şiddete maruz kalan ve öldürülen Nahide Opuz hakkında raporlar hazırlandı.

Hazırlanan raporlara gore aile içinde meydana gelen şiddet olaylarında mahkemelerin olaya acil durum olarak bakmadığı olaya boşanma davası şeklinde yaklaştıkları ve 4320 sayılı yasaya gore tedbir kararı verilmesinde gecikmeler yaşandığı, şiddete başvuran kusurlu kişiye tedbir kararlarının tebliğinde gecikmeler olduğu, polis memurlarının olumsuz tutumu,mahkemelerin gelenek, görenek ve namus gerekçeleriyle cezalarda indirime gitmeleri nedeniyle caydırıcı ceza almadıkları raporda belirtildi.

Raporda belirtildiği üzere tedbir kararlarının gecikmesinden ve gereksiz mevzuatlar yüzünden birçok kadın aile içi şiddetten dolayı hayatını kaybetmiştir.Her geçen günde bu sayı katlanarak artmaktadır.

Aile içi şiddet kanayan sosyal bir yaradır. Sosyal ve hukuk devleti gereği bu yaranın ivedilikle çözüme ulaştırılması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ve hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Kamuoyunda infial yaratan kadınlara yönelik yapılan saldırıların önlenmesi için Devletin yanısıra,Yerel Yönetimler ve Sivil Toplum Örgütleride iş birliği yapmalı  gerekli projeler üreterek bu cinayetlere dur diyebilmelidir…

Kaynak: Mavimenekse.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ